Pink Valley

Pink Valley Şilili ve Alman üç üyeden oluşan ve insanlık ve kültürel kimlikle alakalı konuları sorgulayan bir performans grubu. Grup yoğunlukla postdramatik tiyatro çerçevesinde çalışıyor ve bir manzara resmi gibi sahneye yerleştirilen biyografik elementler üretiyorlar. Estetik anlayışlarını disiplinlerarası çalışmalardan almalarının yanı sıra seyirciyle oldukça interaktif bir performans sergilemeleriyle tanınıyorlar. Grup aslında asla durdurulamayan iki Şilili kadınla başladı ama şans eseri bir karşılaşma sonucu Almanya’da tamamlandı. Ya da bu kader miydi? Öyküleri de sanatları gibi ilham verici.

Pink Valley ismi nereden geldi ve sanatınızla nasıl ilişkileniyor?

Kendimizi Pink Valley olarak isimlendirmeye karar verdik çünkü “Valley” isimlerimizin karışımı. Valeria ve Leicy, ve bir renk katmak istedik; pembede karar kıldık. Çünkü biz kadınız ve güçlüyüz. Ayrıca pembenin çok ilginç bir hikayesi de var: önceleri pembe ve gül rengi erkek rengi olarak bilinirmiş ama birden her şey değişmiş.

Pembe bize gün batımını anımsatan güçlü bir renk. Çiçeklere ait olduğunu düşündüğün ve gökyüzünde görmeyi beklemediğin inanılmaz bir şekilde güzel ve büyüleyici bir renk. Kendimizi bu renkle ilişkili hissettik çünkü biz aralıklar arasında çalışmak istiyorduk; gündüz ve gece arasında, gerçeklik ve kurgu arasında, kadın ve erkek arasında. Bir şeyin bir yere veya ötekine konumlandırılmasına inanmıyoruz, bunu yaptığımızda bir şeyleri kaçırdığımızı düşünüyoruz bu yüzden sürekli araftayız, akışına bıraktık.

Arafta olmanın radikal olduğuna inanıyoru çünkü bu yolda her şey gerçekleşebilir, yalnızca bizim için değil, izleyicimiz için de. Sürekli her şeyi bu orta noktaya getirmeye çalışıyoruz. Her şeyin yapısal olduğu geçmişlere sahibiz, bunu feshetmek ve her şeyin gerçekleşebileceği orta noktaya gelmek istiyoruz. Amacımız, izleyiciye bu performansın o anda olduğunu ve onların da bu performansın birer kahramanı olduğunu hissettirmek istiyoruz.

Kendinizi nasıl Berlin’de buldunuz?

Liacy: Valeria ile Şili’de beraber çalışıyorduk. Devlet tiyatrosunda gerçekten geleneksel bir tiyatrı üzerine ve bir şekilde ikimiz de bir adam yüzünden -kadın oyuncularla flört etmeye çalışan bir yönetmen- bıktık.

Valeria: -gülüyor- bir şekilde değildi baya yorulmuştuk! Kelimeleri çok da kötü görünmemeleri için yeniden ilişkilendirmemiz çok ilginç gerçekten.

Farklı sebeplerden dolayı erkeklerin gücü elinde bulundurduğu yerlerde çalışmaktan sıkıldık ve bu Şili’de bir tiyatro kuralı gibi adeta. Ayrıca çok meraklıydık ve diğer yerlerde neler olduğunu bilmek için dünyamızı dışa açmamız gerekiyordu, bu bir çantayı eşyayla doldurmak ve aynı zamanda boşaltmak istemek gibi bir şey. Ve kendimizi Berlin’de bulduk, sonra düşünmeye ve yaratmaya başladık. Kader denebilirdi.

Kader ve talih sizin sanatınız ve yolculuğunuzda genel olarak önemki bir rol oynuyor, bundan biraz daha bahseder misiniz?

Sevgi hakkında sorular sorarak feminist girişimler yapmaya başladık ve kader yüzünden kendimizi burada yaşarken bulduk ve düşündük ki , şimdi buradayız ve ne yapıyoruz ? Ya birinin bizi aramasını bekliyoruz ya da düzenimizi değiştiriyoruz( aradığımız şeyleri)ve kendimize bir şeyler yaratiyoruz. Böylelikle D Project ( Kader Projesi) adını verdiğimiz bir proje yarattık. Bu projede insanlara nasıl ve neden buraya vardıklarını sorduk . Çünkü Berlin çoklu kültürel bir yapıya sahip, herkesin farklı bir hikayesi var ve kendimize ve okuyucularımıza bu soruyu sormanin ilginç olabileceğini düşündük. Ayrıca kendilerinden 4 yıl sonra kendilerini nasil hayal ettiklerini gosteren şeyler yazmalarını ya da çizmelerini istedik. Onlardan bir email yazmalarını rica ettik ve 4 yıl sonra bu mailleri onlara geri gönderdik. Bazı insanlar hayal ettikleri yerdeyim ve diğerlerinin hayatları tahmin ettiklerinden çok farklı yerlere gitmişti

Performansta kaderin ne olduğunu bilmedigimizi dile getiriyoruz, bu bazıları için gelecekte yatan bir oldu, diğerleri için ise çoktan olup bittiğine inanır. Ne olup bittiğini gördüğünde bu benim kaderimdi

Kaderi anlamak için bir çok disiplini birlikte kullandık. Kuantum fiziğinden din e kadar inceledik. Farkettik ki burada büyük bir felsefik sorumuz var ve sadece bir seyleri göstermekle yetinmeyip sorular sormak ve kişileri farklı alanlara taşımak istedik. Ve izleyicimize yaşadıkları deneyimin başrolleri olduklarını belirttik. Kendi varoluşsal deneyimlerinin başrolleri olarak kişileri farklı boyutlara taşımak amacımız oldu.

Almanya gibi insanların tamamiyle farklı bir geçmişten geldiği bir yerde işe başlamak zor muydu?

Bir üçüncü dünya ülkesi insanları olarak insanların Berlin’e neler getirebileceğimize dair şüpheleri vardı. Dediler ki: Berlin’de her şey var zaten. Siz ne ekleyebilirsiniz ki? Ama burada yapılacak çok iş bulduk ve kaderin cilvesi, Nina grubumuza katıldı.

Farklı özgeçmişlerinize bakarak Nina’yla kaynaşmanız ne kadar kolay oldu?

Nina ile karşılaştığımızca bir parkta küçük bir performans üzerine çalışıyoruduk. Nina birden dahil oldu ve bizi anladı. Ne aradığımızı anladı ve beraberinde birçok şey getirdi. Onun bize katılmasıyla, kendi kültürümüzle Alman kültürünü karıştırabildik, ama herhangi bir Alman olmamalıydı, Nina olmalıydı!

Nina: Onlarda, başka hiçbir yerde bulamadığım duyarlılığı ve tutkuyu buldum. Bu kadınların gittiği kadar derine gidemeyen yaklaşımlara sahip olan birçok kolektif gördüm. Bu kadınlar bir şeylere çok insancıl ve duyarlı yaklaşıyorlardı ve bu bana çok dokundu ve çekti. Uygarlık hakkında konuşmaya başladılar ve ben bu kelimenin kötü olduğunu düşündüm çünkü bu kelimenin zıttı ilkeldi ve dedim ki uygarlık kelimesini alıyor ve silkeliyoruz bakalım neler çıkacak. Onların ayrıca ironi anlayışları vardı ve kendilerini çok ciddiye almıyorlar ve soru sormak, aratırmak ve anlaşmak için harika bir hevesleri var.

Bir kolektif olarak çalışmak genellikle ciddi sorunları beraberinde getirir. Nasıl yürütüyorsunuz?

Kolektif çalışmak herkesin sorumluluk sahibi olması gerek demek ve herkesin katkı sağlama ihtimali olan bir yapı olması gerekli. Kolektif olmak bir akıl yerine üç akla sahip olmak demek. Böylece sevgi ve saygı çerçevesinde harika işler. Sevginin temeli diğerinin ne yapacağını beklemek değil, diğerinin ne yaptığına saygı duymaktır. Bizim için sevgi kabul etmektir.

Sizi hem birer insan olarak hem de birer sanatçı olarak harekete geçiren şey, etkileyen şey nedir?

Laicy: tiyatroya başladım çünkü politik bir değişiklik yapmak istiyordum. Tiyatroyu seçtim çünkü insanların tepki verip bağ kurabilecekleri bir alan yaratmak istiyordum. Birbirini dinleyip bir bağ kurmak çok önemli, ve bunu denemek ve dünyayı beraber değiştirmek. Fakat, tiyatroda bir güç yapılanması vardır aktörlerin yönetmenlerin altında görülmesi gibi ve bu yüzden bir hiyerarşi olmadan kolektif bir çalışma alanı yaratma kararı aldık, ve bu da bir bakıma eşitlik yaratmak için önemli

Valeria: Benim için politika ile alakalı bir durum değildi. Hem kendimin hem de başkalarının davranışlarını anlamak isteyen hassas bir insanım. her zaman insanları farklı görüşlere iten şeyleri merak etmiş ve başkalarının yardımıyla hayatın anlamını aramaya çalışmışımdır.

Nina: değişim ve etkileşim potansiyelinin bizim için kilit noktası olduğunu düşünüyorum. Üç adım geri gidersem, kendimi bir feminist, anarşist olarak görüyorum ve oldukça zor bir çalışma olan kolektif yaratıcılık için bir savaş veriyorum. Eğer biri işlerin nasıl yuruyecegine dair direktifler veriyor olsaydı bu daha kolay olurdu. Ama kolektif bir şekilde çalışma göstermek fikirlerin sürekli büyümesine ve ilginc ve merak uyandıran şeylerin oluşmasına olanak sağlar.

Araştırma metodlarınız neler?

Bazı insanların fikirleri vardır ve bu fikirleri sahneye koymak isterler. Bizse, sorular sorarız ve sonra arar dururuz ve bu araştırmalara da performans deneyeleri demeyi severiz. Stratejimiz zıtlıkları sunmak değil. Biz didaktif olmadan insanlara ulaşmak istiyoruz ve kendi vizyonumuzdan daha fazla bir şeyler sunmak istiyoruz.

How would you describe your creative process? Yaratma sürecinizi nasıl tanımlarsınız?

Çoğu zaman birimiz bir fikirle geliyoruz ve denemek ya da test etmek istiyoruz. O fikir üzerinde çalışıyoruz ve geliştiriyoruz sonra fikrin nereden çıktığını takip edemez hale geliyoruz. Ne yaparsak yapalım yaptığımız şeye kafa yorarız. Bazen bir deneyim bir gelişme sürecinden geçerek ve kendini sahnelerimizden birinde bulur. Ayrıca kendimizi bir disiplin ile sınırlandırmamaya da çalışıyoruz ve çoğu zaman bir şeyleri ironi ve çelişkiler üzerinden görmeye çalışıyoruz.

Sürekli garip olduğumuzu ve tezatlarla dolu olduğumuzu hatırlamaya çalışıyoruz ve kendimizi sınırlandırmamaya çalışıyoruz çünkü insanlık garip ve sürekli bizi harekete geçiren, bize neyin önemli olduğunu düşündüren ve dramaturji ve yapıyı etrafına kurmamızı sağlayan bu gariplikle çalışıyoruz. Genellikle seyircinin gördüğü buz dağının zirvesi, biz araştırıyoruz, araştırıyoruz ve asla yaşam ile sanat arasına bir sınır çizmiyoruz.

Her şey sahneye koyabileceğimiz bir materyal. Bu bizim sürecimizin önemli bir parçası. Aynı zamanda insanlarla bağlı kalmayı ve onların fikirlerini de sanatımıza dahil etmeye çalışıyoruz. Nesnelere kendi alanlarında ilham verdiğinde gelişeceklerine de inanıyoruz.

Bir şey üzerinde çalışırken genel olarak neyi hedefliyorsunuz?

Hedefimiz seyircinin tanımlaması, bu yüzden mizahı kullanıyoruz çünkü insanlar güldüğünde çok daha açık ve kavrayıcı oluyorlar ve sonrasında önemli konuları tartışmaya başlayabiliyoruz.

Kendinizi feminist bir grup olarak tanımladınız ama görünüşe göre sanatınız aracılığıyla ele aldığınız fikirler erkekleri de kapsıyor. Bunu biraz açar mısınız?

Hapishane nüfusunun %97’si erkek. Erkeklerle çalışmak ve onları sanatımıza dahil etmemiz lazım, onların acıları gerçek. Çoğu zaman kadınlar olarak güçleniriz ama bu gücü erkeklerle de patlaşmalıyız.

Sizce başarılı bir sanatçı olmak için ne gerekli?

Bence en önemli şey vizyonuna güvenmek ama ayrıca çalışmaya istekli olmak ama en önemlisi hayalinin ne olduğuna emin olmak. İmkanları görebilmek için alanını ve senin için önemli ya da acil olmayan şeyleri temizlemelisin.

Birçok insan doğru zamanda doğru yerde olman gerektiğini söyler ama bazen oraya gitmeye çalışman gerekir. Ayrıca açık olmak ve neler getirebileceğini nasıl doğru şekilde kullanabileceğini bilmek de önemlidir.

Gözyaşlarına, kana ve tere mal olsa da kendine inanman çok önemli. Bunu yapman gerekiyor. Gerekli bir şeyler yaptıkça insanlar senin hakkında konuşmaya başlayacak.

Ayrıca planlı, düzenli olman ve yaptığın işin arkasında durman gerekir. Sabırlı olmalısın. Sana bir şeyler verebilecek insanları arama. Seninle bir şeyler değiştirebilecek insanları ara.

Karşılaştığınız bütün sorunlara rağmen sizi çalışmaya devam ettiren etmen nedir?

Seyircinin vermek istediğimiz mesajı ilişkilendirdiğini ya da yeni bir şey öğrendiğini, salona attığımız bir başlıkla haşır neşir olduğunu ya da onlara dokunduğumuzda düşünmelerini ve ilişkilendirmelerini sağladığımızı görünce şanslı hissediyoruz.

Gelecekteki sene söylemek istediğin bir şey var mı?

Toplumda bir yerin olduğunu unutma!

Ayrıca umarız ideolojilerimizi hiçbir şey köreltmemiştir ve bizi buraya getiren hassasiyetlerimizi her zaman hatırlarız.