Peng!

Peng! Collective protestonun yeni formları için bir platform: aktivizm, STK, gazetecilik, reklamcılık gibi farklı geçmiş ve deneyime sahip bir grubun politik açıdan radikal bir şey yapmak amacıyla bir araya gelmesiyle oluşuyor. Bunun için, onlar açısından önemli konularda tartışma yaratmak amacıyla performanstan tiyatroya, hacklemekten internete ve yeni medyaya kadar dilin farklı formlarını kullanıyorlar. Çıkış noktalarıyla benzer şekilde yeni politik protesto formları geliştirmek için kendi yaratıcı stratejilerini kullanıyorlar. Collective’in ismi? “Peng!”. Sahte bir silahın sesi.

Kolektif üyelerinden Alice Ramoli ile başarılı çalışmaları ve oluşumları hakkında konuştuk.

Peng Collective’i kimdir? Aksiyonlarınızın ana formları nelerdir? 

Peng, yeni protesto biçimleri için bir platform olarak doğdu. Farklı kökenlerden, farklı yeteneklerle gelen insanların politik olarak nasıl radikal bir şey yapabiliriz ve bunu yaparken önemli olduğuna inandığımız konularda tartışma yaratmak için yeni medyayı ve farklı ifade biçimlerini nasıl kullanabiliriz diye sormasıyla. 4 ile 7 arasında zamana bağlı olarak değişen bir çekirdek grubumuz var. Geniş çemberde ise büyük bir arkadaş ağımız ve proje bazlı olarak çalıştığımız işbirlikçilerimiz var.

Aksiyon olarak bir çok sahte şey yapıyoruz; bazı politikacılar veya kurumlar olarak davranmak, kimliklerini çalmak, konferanslara gidip asla yapmayacakları şeyleri duyurmak gibi. Örneğin, bir projede, Google gibi davrandık ve gerçekten ürkütücü gizli bir ürünü duyurduk ki bu birkaç sene sonrasında nerdeyse gerçek haline dönüştü. Bazen düşmanın kimliğini almaya çalışıyoruz ve bunu çok daha iyi veya kötü bir şeyi duyurmak için kullanıyoruz, böylece buna dayanarak pozisyon almak zorunda kalıyorlar. Bu bizim en başarılı formlarımızdan biri.

Öte yandan sivil itaatsizlik için daha geleneksel çağrılar da yapıyoruz. Örneğin 2015’te mülteciler için bir tane yaptık. En başarılı eylemlerimizden biriydi. Mültecilerin ulaştıkları ilk ülkede kalmaları gerektiği düzenlemesinin adaletsiz olduğunu, çünkü insanların hareket özgürlüğünü engellediğini söyledik. Bu yüzden her iyi Avrupa vatandaşı, hareket etme ayrıcalığına sahip bir kişi, arabalarına birini alıp istedikleri yere yasadışı olsa bile götürmelidir. Çünkü adaletsiz olan yasaldır.

İlk noktada sizi aksiyon almaya iten şey nedir? Üstünde çalışılacak konuları nasıl seçiyorsunuz?

Hakkında konuşulacak yeteri kadar adaletsizlik var. Aramızdan birilerine önemli gelen bir konu oluyor ve o zaman düşmanımızı nasıl rahatsız edebileceğimiz ve insanları bu adaletsizlik hakkında nasıl bilinçlendirebileceğimiz konusunda fikir geliştirmeye çalışıyoruz. Bu başlama noktası.

Konular için belirlenmiş bir ajandamız yok. Eğer gruptan biri konuyla ilgiliyse bize bir öneride bulunuyor ve birlikte karar veriyoruz. Çevre, cinsiyetçilik, insan hakları veya benzer şeyler hakkında olabilir. Tek bir alan seçmemeye ve farklı konuların ne kadar önemli ve birbirine bağlı olduğunu solcu bir bakış açısıyla göstermeye çalışmaya karar verdik. Yeni medyanın kullanımı bizim aktivitelerimiz için ayrışma noktası.

Harekete geçmek için bir araya gelme sürecinizden bahsedebilir misiniz? Araştırma süreci nasıl işliyor?

Her seferinde süreç farklı aslında. Bazen önce fikre sahip oluyoruz, hakkında konuşuyoruz ve nasıl daha güçlü hale getirebiliriz, nasıl yeni medyada işleyecek halde çerçeveye oturtturabiliriz diye anlamaya çalışıyoruz. Bazen, ortada kurucu ortaklar olarak, şirketler veya kültürel kurumlar oluyor ve o zaman zaten partnerlik içinde beliren bir fikrimiz oluyor ve konunun gerçekleştirilmesine çalışıyoruz. İki yol da mümkün. Hep birlikte kim ilgili partner olabilir, hangi organizasyonlar konu üzerinde çalışabilir, güncel ne oluyor, ne eksik gibi şeyler hakkında beyin fırtınası yapıyoruz ve bu noktadan medyada nasıl bir skandal yaratabiliriz düşünmeye başlıyoruz.

Projenin büyüklüğüne bağlı olarak araştırma süresi bir aydan altı aya kadar sürebilir. Araştırma, hikayeleri haritalamak, neyin politik problem olduğunu saptamak, medya ve insanlar nasıl bunun hakkında konuşur veya konuşmaz, kimler önemli partnerler, konu üzerinde uluslararası çerçevede neler oluyor görmek anlamına geliyor. Alanın haritasını çıkarmaya ve çekirdek noktalar nelerdir, hakkında çok konuşulmayan ama bağlantılı olan yan konular nelerdir anlamaya çalışıyoruz. Her gün bu problemle savaşmak zorunda kalan insanlar kimlerdir ve biz nasıl onların bizimle çalışmasını sağlarız?

Bize gerçek ajanları arayıp onlarla konuştuğunuz, işlerini değiştirmeleri için ikna etmeye çalıştığınız ve gündelik hayat hakkında konuştuğunuz “The Call A Spy Show”dan bahsedebilir misiniz? Bu çok akıllıca ve ilginç bir projeydi.

2015’te gözetleme üzerine bir proje yaptık. O zamandan beri en önemli konulardan biri. Hala insanlar korkuyla bakıyor, çok pejmürde ve kabullenmesi zor olan bir şey. Bu konu hakkında bir kampanya yaptık, gizli servislerden çıkan insanlara yardım etmek için sahte bir organizasyonu davet ettik. Kurumdan ziyade bu kurumların arkasındaki insanlara odaklanmaya çalışarak konuya başka bir bakış açısı katmaya çalıştık. Kampanya bittiğinde telefon numaralarının sızıntısını aldık. Projenin ikinci aşaması olarak düşündük ki hadi bizim hakkımızda her şeyi bilen ama bizim haklarında hiçbir şey bilmediğimiz bu insanlara ulaşmaya çalışalım. Sinema ve sanat mekânlarına, insanların girebilecekleri ve bu telefon numaralarını arayabilecekleri telefon kabinleri yerleştirdik. Eğlenceliydi çünkü asla sanat yapmayı düşünmemiştik. Bu projede akla gelen bir konu olarak mesela dava edilmeyle alakalı bir sorunumuz olmadı çünkü bunu her gün yapmıyoruz ve birini aramak bir suç değil.

Çalışmalarınızın finans yönetimini nasıl yönetiyorsunuz?

Kar amacı gütmeyen bir kuruluşuz. Başlangıçta her şeyi gönüllü çalışan insanlarla beraber az ya da çok para olmadan yapıyorduk. Sonrasında bazı kültürel kuruluşlar bizim ilgi ve medya karşılığı yaratabilecek yeni bir şey olduğumuzun farkına vardı. Finansmanımızın çoğu kültür alanından ve bir kısmı sosyal hareketlere destek veren STK’lardan ve organizasyonlardan geliyor. Aynı zamanda atölye çalışmaları yapıyor ve dersler veriyoruz.

Hayatınızdaki ana mesleğiniz bu mu?

Her birimiz için farklı. Bazılarımız için bu bir yan iş, bazıları bir süredir ana işi olarak yapıyor. Kaç tane projeye ve ne kadar paraya sahip olduğumuza bağlı. Benim için üç yıldır ana işim oldu. Şimdi ikinci bir işim var ve daha azını yapmaya çalışıyorum. Elbette, her zaman yedi kişiyi finanse edemedik. Yani henüz finansal olarak istikrarlı bir organizasyon değil.

Ben İtalya’danım ve aslında arkadaşlarıma bunun benim işim olduğunu söylediğimde şaşırıyorlar ve bana nasıl burda para olduğunu soruyorlar. -Gülüşmeler – Bence Almanya’da çok özel bir durum var, çünkü kültür için ayrılan çok fazla kamu parası var. Güçlü bağımsız basının yanı sıra, bizim üzerinde çalışmak istediğimiz aşama gibi. Böyle bir görünürlük elde edebilmek İtalya ya da Türkiye gibi ülkelerle karşılaştırıldığında kendine özgü bir durum. Ayrıca, bu tür söylem ya da iletişim, sivil itaatsizlik belli bir toplum türünde iyi çalışır, demokrasinin iyice farkında olan ve ironiyi kullanabilen bir toplumda. Mesela Suudi Arabistan’da çalışmamızı önermezdim. Finansmanı mümkün kılan bağlamı bütün kaynaklarla beraber görmek önemli.

Dava edilebilme ihtimalinden bahsettiniz. Çalışmalarınızda avukata ihtiyacınız var mı? 

Evet! Bir avukata ihtiyacımız var. Aslında iki avukatımız var: biri ceza hukukunda suç olarak görülen eylemler hakkında bize yasal olarak yol gösteriyor; ve bir medya avukatı, imaj haklarında uzmanlaşmış, çünkü telif haklarına sahip olan mevcut şirketlerin kimliklerini taklit ederek oynuyoruz. Harekete geçmeden önce bu avukatlarla düzenli olarak görüşüyoruz. Onlara kavramlarımızı anlatıyoruz, risklerin neler olduğunu ve nasıl en aza indirileceğini soruyoruz. İlk önce anlayabilmemize yardımcı oluyorlar, ikincisi, riskler nelerdir ve üçüncü nasıl minimize edilir bunları anlatıyorlar. Ve dava edilirsek, yasal yardımda bulunuyorlar. Bazılarımızın hakkında açılan davalar oldu.

Gelecekteki kendinize söylemek istediğiniz bir şey var mı? 

Bence nerde çok fazla kurumsallaşma olduğu anı görmek ve ne zaman geriye bir adım atacağını bilmek önemli. Birçok başarıya sahip olduk, düşünmediğimiz şekilde hem de, sanat etkinliklerinden, üniversitelerden bize gelip öğretmemizi istediler, politik partiler bize yaklaşmaya çalıştılar. Bu yüzden gelecekteki kendime ya da gelecekteki gruba ilk baştaki isyancı hareketin tamamını kaybetmemesini söylerdim. Çünkü tabi ki ana akıma ulaşmış olmaktan gurur duyuyoruz ama sadece bir kültürel ürün ya da sadece sanat dünyasında bir aktör olmadığımızın farkında olmalıyız ve sosyal hareketler ile temasımızı yitirmemeliyiz. İnanıyorum ki daha fazla başarılı oldukça tehlike de artar. Aynı zamanda bu nasıl finansman alacağımız, güç kazanacağımız ve orijinal ruhu kaybetmeyeceğimizin arasında süregelen günlük bir müzakere.

 

Röportaj: Müge Olacak / Metin yorumlama: Şıvgın Dalkılıç / Türkçe çeviri: Sena Burcu Şahin / Fotoğraflar: Peng! tarafından sağlanmıştır.